Anlıyor ama konuşmuyor: dil ediniminde sessiz dönem
İngilizceyi anlayan ama ağzını açmayan çocuk geri kalmış değildir. Çoğu zaman dil ediniminin en verimli evresindedir.
Veli görüşmelerinde en sık duyduğum cümlelerden biri: “Söylediğiniz her şeyi anlıyor, ama tek kelime konuşmuyor. Bir şey mi kaçırıyoruz?”
Neredeyse her seferinde cevabım aynı: hayır, kaçırdığınız bir şey yok. Muhtemelen tam da olması gerekeni izliyorsunuz.
Anlama ve üretme aynı hızda gelişmez
Yeni bir dilde anlama her zaman üretmeden önce gelir ve uzun süre ondan önde gider. Bu yalnızca yabancı dil için de geçerli değil; ana dilde de böyle. On aylık bir bebek “ayakkabını getir” cümlesini anlar ama o cümleyi kurması için aylar geçmesi gerekir.
İkinci dilde bu aradaki mesafe daha da görünür olur, çünkü çocuk artık kendini izleyebilecek yaştadır. Anladığını bilir, söyleyemediğini de bilir. Bu farkındalık işleri biraz karmaşıklaştırır.
Sessiz dönem bir duraklama değil
Yeni bir dille karşılaşan çocuklarda, birkaç haftadan birkaç aya kadar uzayabilen bir “sessiz dönem” görülür. Çocuk dinler, izler, eşleştirir. Konuşmaz.
Dışarıdan bakınca hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür. Oysa bu dönemde çocuk sesleri ayırt etmeyi, kalıpları fark etmeyi, kelimelerin bağlamla ilişkisini kurmayı öğreniyordur. Zihinsel olarak yoğun bir dönemdir — sadece dışarı bir şey vermez.
Bu sessizliğin uzunluğu çocuktan çocuğa çok değişir. Kimi çocuk üç haftada konuşmaya başlar, kimi çocuk aylarca dinler ve sonra beklenmedik bir anda tam bir cümleyle çıkagelir. İkisi de olağandır.
Sessizliği kıran şey baskı değil
Bu dönemde en sık yapılan hata, çocuğu konuşmaya zorlamak. “Hadi söyle.” “Teyzene İngilizce bir şey söyle.” “Dün öğrendiğin şarkıyı söylesene.”
Bu iyi niyetli ısrarların çoğu ters teper. Çocuk konuşmayı bir performansa dönüştüğü anda risk hesabı yapmaya başlar: yanlış söylersem ne olur? Kaygı yükseldiğinde dil üretimi ilk kısılan şeylerden biridir. Sessiz dönem uzar.
İşe yarayan şey baskı değil, girdiyi bol tutmak.
Sınıfta ve evde ne yapıyorum
Anlaşılır ama biraz yukarıda girdi. Çocuğun şu anki seviyesinin bir adım üstünde dil kullanmak. Tamamen anladığı bir şey öğretmez; hiç anlamadığı bir şey de öğretmez. Aradaki dar bant öğrenmenin gerçekleştiği yerdir.
Bağlamı görünür kılmak. Jest, mimik, görsel, nesne, hareket. Çocuk kelimeyi çeviriden değil, durumdan çözer. Bir kelimeyi Türkçesiyle eşleştirmek yerine yaşatmak çok daha kalıcı.
Sözsüz cevaba izin vermek. “Which one is the cat?” diye sorup çocuğun parmakla göstermesine izin vermek, konuşmadan katılım sağlar. Çocuk anladığını gösterebildiği sürece süreçte kalır.
Tekrarı sıkıcı bulmamak. Aynı şarkı, aynı hikâye, aynı kalıp. Yetişkin için tekrar; çocuk için pekişme. Kalıbı yeterince duyduğunda parçalarına ayırmaya ve yeniden kurmaya başlar.
Hatayı anında düzeltmemek. Çocuk “He goed to school” dediğinde, “Yanlış, went olacak” demek yerine cevabı doğru biçimiyle geri vermek: “Yes, he went to school this morning.” Çocuk doğru formu duyar, ama konuşma kesilmez.
Ne zaman dikkat etmeli
Sessiz dönem olağan; ama bazı işaretler ayrıca bakılmayı gerektirir.
Çocuk ana dilinde de yaşına göre beklenenden az konuşuyorsa, birden fazla ortamda (okul, ev, akraba yanında) tutulma yaşıyorsa, daha önce konuşurken sonradan sustuysa ya da işitmeyle ilgili bir şüpheniz varsa, bunu yalnızca dil edinimine bağlamayın. Bu durumda bir dil ve konuşma terapisti ya da çocuk gelişim uzmanıyla görüşmek yerinde olur.
Ayırt edici soru şu: sessizlik yalnızca yeni dile mi özgü, yoksa daha geniş bir tabloda mı?
Son olarak
Anlayan ama konuşmayan çocuk geride değil. Dinliyor. Ve dinleme, dil ediniminin en az konuşma kadar gerçek bir aşaması.
Ona zaman tanıdığınızda, genellikle hazır olduğu gün kendisi başlıyor — ve çoğu zaman beklediğinizden çok daha iyi bir cümleyle.